Genel Yeniçeri Haberler

Üstad Necip Fazıl Kısakürek

26 Mayis 1904’te, Persembe günü sabaha karsi, Istanbul’da büyük bir konakta dogdu. Kayitli bir secereyle, Alâüddevle devrinin Seyhülislâmi Mevlâna Bektût Hazretlerine dayanan ve Osmanogullarindan daha eski bir familya olan Dülkadirogullarina..

Üstad Necip Fazıl Kısakürek

26 Mayis 1904’te, Persembe günü sabaha karsi, Istanbul’da büyük bir
konakta dogdu.

Kayitli bir secereyle, Alâüddevle devrinin Seyhülislâmi Mevlâna Bektût Hazretlerine dayanan ve Osmanogullarindan daha eski bir familya olan Dülkadirogullarina bagli ‘Kisakürekler’ soyuna mensuptur.

Necip Fazil, ilk dinî telkin ve terbiyesini, tek oglunun tek oglu olarak Mehmet Hilmi Efendi’den aldi; okuyup yazmayi henüz 5-6 yaslarindayken ondan ögrendi. Birçok siirinin ana imajini ve ruhî kaynagini teskil eden ‘yakici bir hayal kuvveti, marazi bir hassasiyet, dehsetli bir korku’ seklinde özetledigi ve hastaliktan hastaliga geçtigi ilk çocukluk yillarini, çocukluk hâtiralarinin kaynastigi bir ‘tütsü çanagi’ olan, büyükbabasina ait Çemberlitas’taki Konak’ta geçirdi.

Büyükbabasi Mehmet Hilmi Efendi’den sonra, hasariliginin önüne geçmek için onu 5-6 yaslarinda bir sürü ‘abur cubur’ romanla tanistiran, eski Halep Valisi, Zaptiye Naziri Salim Pasa’nin kizi, büyükannesi Zafer Hanim, ruhi yapisini baska hassasiyetler açisindan etkilemekte büyük pay sahibi oldu. Bir yas küçügü kiz kardesi Selma ile büyük babasinin ölümü ise, onu disaridan etkileyen çocukluk günlerine ait asla unutamayacagi iki hadiseyi teskil etti.

Bahriye Mektebi’ne girecegi 1916 senesine kadar Büyükdere’de Emin Efendi isimli sarikli bir hocanin islettigi mahalle mektebinden baslayarak çesitli okullara devam etti. Fransiz Papaz ve Kumkapi’daki Amerikan kolejinin ardindan Serasker Riza Pasa yalisindaki Rehber-i Ittihad mektebine verildi. Yatili olan bu mektepte de fazla kalamayinca, bir süre için Büyük Resit Pasa Numûne mektebine ve seferberlik sebebiyle gidilen Gebze’nin Aydinli köyünde, köyün ilk mektebine yazildi. Ilk mektebi, Heybeliada Numûne Mektebi’nde bitirdi.

1916’da, ‘Ne oldumsa bu mektepte oldum’ dedigi ve sahsiyetinin ana dokusunu örgülestirdigi ‘Mekteb-i Fünûn-u Bahriye-i Sahâne’ye imtihanla ve en titiz muayeneler neticesinde alindi. Hayatinin en nazik dönemini geçirdigi Bahriye Mektebi, içindeki bütün isik cümbüsleriyle ona, kendisini gösteren bir ayna, parlak bir zemin oldu. Ilk metafizik arayiciliklari ve zabitlerin bile benimsedikleri ‘Sair’ lakabi ile ilk aruz talimleri orada basladi.

Namzet sinifindan ayri üç harp sinifini bitirdikten ve mezuniyet durumuna geçtikten sonra diplomasini beklerken, ilave edilen dördüncü sinifi bitirmemeye karar verdi ve mektepten ayrildi. Bir müddet sonra da, o tarihte namzet ve sadece üç harp sinifindan ibaret Bahriye Mektebini ikmal ettigine dair diplomasini aldi. (1920)

17 yasinda, o günkü adiyle ‘ Istanbul Darülfünûnu Edebiyat Medresesi Felsefe Subesi ‘ne girdi. (1921)

O günlerin (1928 Harf inkilabina kadar) edebiyat alemini, Ziya Gökalp’in kurup Yakup Kadri ve arkadaslarinin çikardigi Yeni Mecmua, Dergâh, Anadolu Mecmuasi, Milli Mecmua ve Hayat Mecmuasi teskil etmekteydi. Bu âlem içinde ilk siirlerini Yeni Mecmua’da yayinladi.

(1922) Cumhuriyetin ilanindan bir yil sonra, 20 yasinda, Maarif Vekaletinin Avrupaya tahsile gönderilecek ilk talebe grubu için açtigi imtihandaki basarisiyle üniversitedeki (sömestre) lerini resmen tamamlamis sayildi ve Paris’e gönderildi. Sorbon Üniversitesi Felsefe bölümüne girdi. (1924)
Paris hayati, kendini arayisinin müthis his helezonlari, korkunç girinti ve çikintilari arasinda, nefs cesareti bakimindan hayal yakici bir tablo çizdi.

1925’te ilk siir kitabi ‘Örümcek Agi’ni bastirdi. O yillarda bankacilik yeni ve gözde bir meslekti. ‘Felemenk Bahr-i Sefit Bankasi’nda çalismakta olan Salih Zeki’yi ziyarete gittigi bir gün, arkadasinin tesvik ve tavassutu ile ayni bankada ise basladi. Daha sonra gayet kisa sürelerle Osmanli Bankasinin Ceyhan, Istanbul ve Giresun subelerinde çalisti.

1928 – 29 senelerinde ‘Bâbiâli’ adli otobiyografik eserinde tafsilatli sekilde anlattigi, Bâbiâli palamarina bagli ‘Bohem Hayati’ni son kertesine çikardi.
Henüz 24 yasindayken, ‘Kaldirimlar’ isimli ikinci siir kitabinin yayinlandigi ve ortaligi takdirle karisik hayret seslerinin bürüdügü 1928 yili, onun siir diyapozonunun herkesce begenilmek noktasindan en dik irtifalari kaydettigi basamak oldu. Bütün eser mevcudu 64 yaprak ve 128 sahifeyi geçmezken, hakkinda yazilip çizilenler bunu kat kat geçmisti.

1929 yazinin sonlarina dogru gittigi Ankara’da, içinde 9 yil müddetle çalisacagi ve müfettislige kadar yükselecegi Is Bankasina Umum Muhasebe Sefi olarak girdi. (5 Agustos 1929) Taksim’deki meshur tarihi bina Taskisla’nin 5’inci Alayinin Zâbit kitasinda 6 ay neferlik; Harbiye’de Ihtiyat Zâbit Mektebinde 6 ay talebelik, pesinden de 6 ay subaylik yapti. 18 aylik bu askerlik macerasi, 1931 senesinin baslarindan 1933 senesinin ilk aylarina kadar fâsilalarla devam etti.

Askerligi bittikten sonra Ankara’ya döndü. Üçüncü siir kitabi ‘Ben ve Ötesi’nin çikisindan sonra artik renk renk konfeti yagmuru altinda ve söhretinin zirvesindeydi.

1934’de bir aksam, nihayet bir aksam, çalistigi bankadan Bogaziçindeki evine dönmek için bindigi ‘Sirket-i Hayriye’ vapurunda karsisina oturan ve gözlerini ondan ayirmayan; o güne kadar hiç görmedigi, bir daha da göremiyecegi Hizir tavirli bir adam, ona, kâinat çapinda bir vaadin, Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri’nin adresini verdi.

Sicak bir ilkbahar günü, yanina Abidin Dino’yu aldi ve Eyüb sirtlarina çikti. Belki üç, belki bes saat süren o günkü temastan aldigi kelimeler üstü bir tesirle çarpilip kaldi ve bir daha birakmamacasina o Büyük Zat’in eteklerine yapisti.

Hikayesi ‘O ve Ben’de yer alan, korkunç bir fikir buhranina (crise intellectuelle) , büyük ruh istirabina çattigi 34 yili, bu yüzüyle ise, hayatinin en belali senesi oldu.

Yasadigi buhranli günlerden sonra Efendisinin manevi tesiriyle açilan kitaplik çapta eser verme devrinin ilk eseri ‘Tohum’u yazdi. (1935)
1936’da Celal Bayar’in temin ettigi ilanlar yardimiyla çikardigi ve 16 sayi sürdürdügü ‘Agaç’ Mecmuasi, dönemin önde gelen entellektüellerini çatisi altinda topladi.

Uzun süredir üzerinde çalistigi, büyük ruh çilesinin sahne destani ‘Bir Adam Yaratmak’ piyesini 63 numarali ocak idaresinin teftisini yapmak için gittigi Zonguldak’ta bitirdi. (8 Temmuz 1937) . Eser ilk defa 1937-38 kisinda, Istanbul Sehir Tiyatrosu’nda Muhsin Ertugrul tarafindan temsil edildi ve muazzam bir alaka dogurdu. 1938 senesinin baslarinda Ulus Gazatesi yeni bir Milli Mars için müsabaka açti. Ayrica kendisine özel olarak yapilan teklifi; öne sürdügü isi umumilestirmekten..yani ‘müsabaka’dan vazgeçilmesi sartinin hemen kabulü üzerine benimsedi ve sonunda ‘Büyük Dogu Marsi’ olarak kalan siiri yazdi.

Sonbaharda, artik kendini ‘dolap beygirinden farksiz’ hissetmeye basladigi Bankadan istifa etti (10.10.1938) : ve vakit geçirmeden Haber gazetesine girdi. Kisa bir süre sonra da Son Telgraf gazetesinde, Bâbiâlinin önde gelen muharrirlerinin aksine, Ikinci Dünya Savasinin kaçinilmaz oldugu görüsünü savundu ve hakli çikti. Hâdiseleri önceden haber verir mahiyetteki teshis ve tahlilleri karsisinda muhalifleri ancak söyle diyebildi:
‘- Bu adam ne derse çikiyor! ..’

Zamanin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel tarafindan Ankara Devlet Yüksek Konservatuarina Hoca olarak tayin edildi. Bu Profesörlük isinin trenlerde kondöktörlüge döndügünü ileri sürerek Hasan Âli’den Istanbul’da bir görev istedi. Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yüksek Mimari kismina atandi. Ayrica Robert Kolej’in son siniflarinda Edebiyat Hocaligi yapti.

1939’da, ileride bas köseye oturtacagi en sevdigi siirini, bu tarihten 5 yil önce yasadigi anlatilmaz ve anlasilmaz büyük ruh istirabinin siirini (Çile) verdi.

1940 yilinda Türk Dil Kurumu hesabina ‘Namik Kemal’ isimli bir eser kaleme aldi ve vaktiyle Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri’nin Ulu Hakan Abdülhamîd hakkinda söylemis oldugu hakikatleri, bu eser zâviyesinden tetkiklerini derinlestirdikçe bizzat gördü.

1941 senesinde, yine köklü bir..familyadan; ‘Bâbanzâde’lerden, Ahmed Naim Efendi’yle kardes çocugu olan Recai Bey’in kizi, Yahya Nüzhet Pasa’nin torunu..Fatma Neslihan Hanimefendi ile evlendi. Bu..evliliginden Mehmed (1943) , Ömer (1944) , Ayse (1948) , Osman (1950) ve Zeynep (1954) isimli bes çocugu oldu.

1942 kisinda tekrar 45 günlügüne Erzurum’a askere gönderildi. Askerken yazdigi siyasi..bir..yazi..sebebiyle mahkûm oldu ve ilk hapis cezasini Sultanahmet cazaevinde tatti.

1943, Sanatkarin fildisi kulesinden agoraya indigi; tam olarak belirdigi tarihtir: Içini öyle bir sosyal mücadele ruhu; sanatinin muhtaç oldugu cemiyeti yogurma heyecani kapladi ki, artik çalisamaz oldu ve mücadelesini bir ömür; hükümetiyle, partisiyle, basiniyle, hocasiyle, gençligiyle kendi açtigi bütün cephelerde tek basina sürdürecegi Büyük Dogu Mecmuasi’nin ilk sayisini çikardi. (17 Eylül 1943)

Sonraki dönemlerine bir hazirlik kademesi olan derginin bu ilk devresi, 30’uncu sayida ‘Allaha itaat etmeyene itaat edilmez! ‘ meâlindeki bir Hadîs-i Serif yüzünden, rejime itaatsizligi tesvik suçlamasiyle 1944 Mayisinda Bakanlar Kurulu karariyla kapatildi.
Gün geçirilmeden Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimari bölümündeki hocaligindan kovuldu ve ikinci askerligine ikinci defa sevkedilerek Egridir’e sürüldü.

Bu ilk devresinden sonra, 2 Kasim 1945’ten baslayarak 5 Haziran 1978’e kadar günlük, haftalik ve aylik olarak çesitli tarih ve periyotlarda tam 16 devre yayin hayatini sürdüren Büyük Dogu’yu cilt cilt eser faaliyetinin yani sira, 36 sene müddetle tek basina omuzladi; büyük bir fikir ve aksiyon zemini kurdu.

2 Kasim 1945’de Büyük Dogu yeniden çikmaya baslayinca, onu, birdenbire; ‘eski Iktisat Vekili Fuat Sirmen’e nesir yoluyle hakaret, Dini tezyif, memleket dahilinde tesekkül etmis Iktisadî, hukukî, siyasî, idarî rejimleri devirmek yolunda propaganda’ gibi birçok adlî takibat ve muhakemeyle yüzyüze birakti.

1946 senesinin sonlarina dogru, 13 Aralik tarihli sayisinda; kapak yaptigi mücerret bir kulak resminin altindaki ‘Basimizda kulak istiyoruz! ‘ yazisi Inönü’nün kulaklarinin duymuyor olmasi hakikatiyle birlesince Örfi Idarece tekrar kapatildi.

Birkaç gün sonra Basbakan Recep Peker tarafindan Ankara’ya çagirildi. Recep Peker’in sadece ‘biraz ölçülü’ davranmasi ve fazla aleyhte yazmamasi karsiligi 100.000 lira teklifi, kabul etmedigi takdirde ise açik açik zindana atilma tehtidiyle karsilasti.

O günler için bir servet demek olan deste ‘söz’ olmaktan çikmis, üstündeki ‘Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasi’ bandajiyle birlikte önündeki masaya birakilmisti. Çok geçmeden; kapatilan dergide tefrika edilmeye baslamis olan ‘Sir’ isimli piyesinden dolayi ‘Milleti kanli ihtilale tesvik’ suçlamasiyle mahkemeye çikarildi.

Artik büyük mücadele yolundaydi. 1947 baharinda (18 nisan) Büyük Dogu’yu yeniden ve üçüncü defa çikardi. Birkaç ay sonra (6 haziran) ‘Abdülhamîd’in Ruhaniyetinden Istimdat’ baslikli Riza Tevfik’e ait bir siirin nesri sebebiyle Büyük Dogu mahkeme karariyle tekrar kapatilirken kendisi de tutuklanarak hapse atildi. ‘Türklüge Hakaret’den yargilandi, 1 ay 3 gün tutuklu kaldi ve sonunda beraat etti.

1947 yili içinde; bütün bunlar olup biterken ve arada bir sürü tutuksuz muhakeme, üzerine saçma taneleri halinde gelirken, ‘Sabir Tasi’ piyesiyle ‘C.H.P. Sanat Mükâfati’ni kazandi. Ancak jürinin verdigi karar Parti Genel Idare Kurulu tarafindan iptal edildi.

Yine ayni yil, Büyük Dogu’nun çikmadigi kisa bir arada 3 sayilik mizah dergisini; ‘Borazan’i çikardi. 1948’de, Temyiz Mahkemesi, hakkindaki ilk ve meshur beraat kararini, dünya adalet tarihinde görülmemis tertiplerle bozdu. Bütün bir yil geçimini, (ihtimal ki, üzerine Puccini’nin bir operasi takili pikapla, büyükbabasi, Bâlâ rütbeli Marasli Hilmi Efendi’nin ceviz çerçeveli yagli boya portresi hariç) evinde ne varsa son iskemleye kadar satarak temin etti.

1949 senesini; zevcesi, üç çocugu ve kayinvalidesiyle beraber küçük bir otel odasinda karsiladi. Agir Ceza Mahkemesi hakkinda verdigi beraat kararinda israr ederken, Büyük Dogu da kapana-çika; fakat her defasinda kaldigi yerden yoluna devam ediyordu.

Bu yilin Ramazan ayinda (28 Haziran) Büyük Dogu Cemiyeti’ni kurdu.
Subat 1950’de Cemiyetin bir numarali subesi ‘Kayseri Büyük Dogu Cemiyeti’ açilir açilmaz Halk Partisinin duydugu dehset son haddine vardi. Açilisi yaptiktan sonra Istanbul’a dönüsünde bir yazi bahanesiyle tutuklandi, Türklüge Hakaret Davasinda verilmis beraat karari Temyize ‘tekrar ve topyekün’ bozdurulur bozdurulmaz da (21 Nisan) hapse atildi.

500 yillik bir Türk ailesine mensup Necip Fazil’in hayatindaki, ‘Türklüge Hakaret Davasi’ni da içine alan bu dönem; tesirinin, o günlerde kendisine ne gözle ve nasil bir dehsetle bakildiginin, ne tür bir muameleye..müstehak görüldügünün ve kapi kapi hangi korkunç berzahlardan geçtiginin iyi bilinmesi için, üzerinde dikkatle durulmasi gereken bir dönemdir.

1949 yilinin açtigi, gittikçe köpüren iftira ve lekeleme kampanyasinin ve bu takip ve tarassutun bir neticesi halinde çok geçmeden basina ‘Kumarhane Baskini’ diye akseden siyasi komplo tertiplendi (24.3.1951) . Bu komplo üzerine Büyük Dogu’nun derhal toplatilan meshur 54. SAYI’sini çikardi. Bu sayidaki bir yazisindan dolayi tutuklanarak cezaevine atildi. Çikisinda Büyük Dogu Cemiyeti’ni tasfiye etti.

1952’de, Vatan gazetesinin sahibi ve basyazari Ahmet Emin Yalman’in Malatya’da bir suikast tesebbüsü ile yaralanmasi (22 Kasim) ile baslayan hâdiseler, malum basinin yaygarasiyle büyütüldü, genisledi ve nihayet onu da azmettirici sifatiyla, o ünlü savunmalarini yapacagi sanik sandalyesine çekti.

11 Aralik 1952’de, bu hadise üzerine yayinladigi, simdi ‘Müdafalarim’ adli eserinde yer alan ‘Maskenizi Yirtiyorum’ isimli ünlü brosürle, 1943’ten beri basina gelenlerin ve bütün bu olup bitenlerin genis bir muhasebesini yapti.

12 Aralik 1952’de, yani Malatya hâdisesinden hemen sonra, daha önceki bir mahkûmiyetin infazi bahanesiyle atildigi hapisten ‘taammüden katle tesvik ve azmettirmek, katle tesebbüs fiilini medih ve istihsal eylemek’ isnadlariyle yargilandiktan sonra, 16 Aralik 1953’te Malatya Dâvasindaki suçsuzlugu (!) anlasilmis olarak çikti.

1951, 1952 ve 1956’da Büyük Dogu’yu günlük gazete olarak çikardi. Büyük Dogu’nun tesiri o kadar büyük oluyordu ki, 1954 seçimlerinden önce, bir parti lideri yaptigi seçim konusmalarinda eline dergilerden çesitli nüshalar alarak; ‘Iste Menderes, bu yobazlik âbidesine yardim eden adamdir. Onu ve partisini seçmeyin! ..’ diye propaganda yapti. 1957’de de 8 ay 4 gün hapis yatti.

Bu arada; hiçbir zaman ve mekan sarti aramaksizin sürekli yaziyor, degisik sahalarda zirve eserler vermeye devam ediyordu. Ata olan sevgisi ve biniciligi meshurdu. 1958’de, Türkiye Jokey Kulübü’nün ismarlamasiyle, belki de dünyada mevzuunun ilk örnegi olarak, ati bütün ruhu, estetigi, tarihi ve felsefesiyle, sairane bir üslupla ele alan ve anlatan bir eser kaleme aldi.

Büyük Dogu’larin muazzam hücum devresi 1959’da, aleyhine o kadar dâva açilmisti ki, bu dâvalarin yarisi mahkûmiyetle neticelense 101 sene hapis yatmasi gerekecekti.

Mahkûmiyet kararlarinin hizla kesinlesmeye basladigi ve Basbakan’in emriyle Nigde Cezaevinde kendisine tek kisilik konforlu (!) bir hücre hazirlandigi sirada 27 Mayis 1960 Ihtilali oldu. Ihtilalin ilk radyo duyurularindan birinde, zaten çikmayan Büyük Dogu’nun kapatildigi ilan edildi.

6 Haziran günü geceyarisi evinden alindi. 4.5 ay müddetle Balmumcu garnizonunda ‘gerekçesiz’ tutulduktan ve yüzbasilara varincaya dek en agir hakaretlere maruz birakildiktan sonra, Genel Affa ragmen, 5816 sayili kanun sadece kendisi aleyhinde istisna tutuldugu için, ‘toplu tahliye’ sebebiyle bayram yerine dönmüs Garnizon kapisina yanasan; kaatilleri, irz düsmanlarini tasimaya mahsus camsiz, kirmizi renkte bir cezaevi arabasiyla Toptasi Hapishanesine nakledildi. (15.10.1960) Ve 1.5 yil içerde kaldi.
18 Aralik 1961’de tahliye edildikten sonra önünde iki yol açildigini gördü; Ya her seyden büsbütün el etek çekmek, yahut her seye topyekün el uzatmak… Tercihi, demir hapishane kapilarindan daha önce de saliverildigi günlerden farkli degildi.

1963 Ilkbaharinda bir davet üzerine açilan ‘konferans çigiri’ üzerinde evvela Salihli, Izmir; bir müddet sonra Erzurum, Van; daha sonra Izmit, Bursa ve 1964 yilinin ilkbaharinda da Konya, Adana, Maras ve Tarsus’ta konferanslar verdi.

1964’te Büyük Dogu’nun 11’inci devresini açti. Adnan Menderesin aziz hatirasi için kaleme aldigi ve derginin 1’inci sayisinda nesrettigi ‘Zeybegin Ölümü’ siirinden dolayi takibata ugradi.

1965’te ‘b.d. Fikir Kulübü’nü kurdu. Mart ayindan baslayarak sirasiyle Adiyaman, Maras, Burdur, Gaziantep, Nizip, Kilis, Kayseri, Akhisar, Ankara, Kirikkale ve Eskisehir’de konferanslar serisini sürdürürken, günlük çerçevelerine ve bazi eserlerinin tefrikasina da bir gazetede devam etti.
‘b.d. Fikir Kulübü’ adina Ankara Dil Tarih Cografya Fakültesi’nde verdigi bir konferans üzerine açilan dâvada, ‘Din esasina bagli cemiyet kurmak’ iddiasiyle yargilandi.

Büyük Dogu’larin 1965 ve 1967 devrelerinde birçok defa ‘Hükümetin Manevi Sahsiyetini Tahkir’ suçlamasiyle takibata ugradi. Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti ve Milli Birlik Komitesi dönemlerinin ardindan, Adalet Partisi devr-i iktidarinda da takip mevzuu olmaktan kurtulamadi.

27.12.1967 tarihli Büyük Dogu Dergisinde dönemin Basbakani’nin (Demirel) kayitli oldugu Mason kütügünün fotokopisini ilk defa olarak yayinladi.
‘Ideolocya Örgüsü’ isimli eseri, ‘Mümin/Kafir’ diyaloglari ve siyasi içerikli yazilari sebebiyle devamli olarak suçlandi, sorgulandi, yargilandi.
1968’de ‘Vahidüddin’ adli eserini Bugün gazetesinde tefrika edip ilk baskisini yaptiktan sonra takibata ugradi ve kitap toplatildi. Eserde suç unsuru bulunmadigina dair bilirkisi raporu dogrultusunda Mahkeme, beraat karari verdi.

Ileride, kararin Temyiz’e bozdurulmasi ve daha önceki kararin aksine mahkemenin bozma ilamina uymasiyle bu dâvadan da mahkûm olacak (28.11.1973) ve bir müddet sonra Af Kanunu çikacagi için karar infaz edilemeyecekti. Ancak ‘Vahidüddin’ eseri 2’nci baskisinda hiçbir takibata ugramayip ‘zaman asimi’na girecegi halde, 1976’daki 3’üncü baskisindan sonra tekrar takibata ugrayacak ve en asiri fikir düsmanlarinin imzasini tasiyan bütün bilirkisi raporlarina ragmen hukuk anlayisi bakimindan tarihte esi az görülmüs bir mantik üzerine oturtulmus 25 sahifelik bir kararla 1.5 yil mahkûmiyetine sebep olacakti.

1969 yili içinde Erzincan, Antalya ve Alanya’da konferanslar verdi.
Çesitli tarihlerde muhtelif gazetelerde, basmakalelerine, fikralarina ve bazi eserlerinin tefrikasina devam etti; tam sahife Ramazan yazilari kaleme aldi.

Fas’tan, Saraya çok yakin çevreden evine kadar gelen, ömrünün kalan kismini bütün aile fertleriyle birlikte Fas’ta geçirmesi, yani bundan böyle Fas’ta yasamasi teklifini; gözlerini pencereden disariya, alakasiz bir noktaya dikerek, küçük, çok küçük göz tikleri içinde sabirla dinledi. Ilgisiz bir mevzu açarak cevap verdi.

1983 yılında vefat etti.

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL